KTÜ Farabi Hastanesi’nde görevli dil ve konuşma terapisti Çağıl Özyılmaz, kekemelik hakkında yanlış bilinenler hakkında bilgi verdi. Kekemelik genellikle 2-4 yaş aralığında başlayan ve konuşmayı kesintiye uğratan bir akıcılık bozukluğudur. Bu bozuklukta ses, hece veya tek heceli sözcüklerin tekrarı, seslerin uzatılması veya duraklar olabilir. Bununla birlikte, kişide sözcük değiştirme, ifadeler ekleme, fiziksel tepkiler gibi ikincil davranışlar da gözlenebilir. Kekemelik, korku, kaygı veya travmanın bir sonucu değildir.
Çağıl Özyılmaz’a göre, kekemelik genetik faktörlerden etkilendiği gibi bilişsel, dilsel, motor ve nörolojik faktörlerle de etkileşim içinde olan çok boyutlu bir etiyolojiye sahiptir. Erken çocukluk döneminde görülen kekemelik sıklığı yetişkinlik dönemine göre daha yüksektir ve erkeklerde kızlara oranla daha fazla görülme eğilimindedir. Özyılmaz, erken çocukluk döneminde ortaya çıkan gelişimsel kekemeliğin büyük bir kısmının kendiliğinden düzeldiğini ancak bazılarının kronikleşebileceğini belirtiyor.
Kronikleşen kekemeliğin bazı risk faktörleri arasında kekemeliğin erken yaşlarda başlaması, ailede kekemelik öyküsü, erkek olma, başka dil ve konuşma bozukluklarının eşlik etmesi ve sürekli bir düzelme olmaması sayılabilir. Bu durumda hece tekrarları, takılmalar ve ikincil davranışların artması, kişinin olumsuz duygular geliştirmeye başlaması gibi belirtiler ortaya çıkar. Kekemelik sadece bir konuşma bozukluğu değil, aynı zamanda iletişim bozukluğudur. Kekemelik yaşayan kişilerin sosyal ilişkilerinde zorluklar yaşayabileceği ve özgüven sorunlarıyla karşılaşabileceği belirtilmektedir.
Özyılmaz, kekemeliğin tamamen ortadan kaldırılmasının değil, kişinin kekemelik şiddetini azaltarak kontrol altına alabilmesini sağlamak, olumsuz duyguları değiştirerek duyarsızlaşmasını sağlamak olduğunu belirtiyor. Kekemelik terapileri ile kişinin yaşam kalitesinin artırılması ve ailelerin de durumu yönetmede desteklenmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle, kekemelik konusunda doğru bilgiye sahip olmak ve erken müdahale ile sağlanan terapilerin önemi vurgulanmaktadır.


















