
Eğitimci Hayat Aras, yazısında Türklerin İslamiyet öncesi dönemde kullandığı 12 Hayvanlı Takvim’in kültürel, mitolojik ve tarihsel boyutlarını ele alıyor.
Takvim; zamanı gösteren bir araç olmasından öte, ait olduğu toplumun evrendeki yerini nasıl algıladığını, dünyaya bakışını, doğayı ve hayatı anlamlandırmasını yansıtan tarihi bir aynadır. Zamanı adlandırma ve düzenleme çabası; toplumları, bulundukları kültür dairesinin coğrafik, bölgesel, felsefi, inanç… yapılarına uygun olarak takvim sistemleri geliştirmeye yöneltmiştir. İslamiyet öncesinden itibaren Türk topluluklarında kullanılan 12 Hayvanlı Takvim, bu bağlamda bozkır kültürünün döngüsel zaman anlayışını, en açık biçimde yansıtan sistemlerden biridir. Coğrafyanın, hayvancılığın, inanç dünyasının ve yaşam biçiminin takvime izdüşümüdür.
12 Hayvanlı Takvim’in kökeni hakkında kesin bir yanıt vermek zordur; Çinliler mi, Türkler mi ya da yakın coğrafyadaki başka bir halk mı olduğu konusunda netlik yoktur. Ancak, bu takvimin yüzyıllar boyunca ve günümüzde Türk toplulukları tarafından aktif ve işlevsel bir şekilde kullanıldığı gerçeği tartışmasızdır. Şine Usu Yazıtı’nda domuz, tavuk ve pars yıllarının adlarının geçmesi, Bengütaşlar (Orhun Yazıtları) içerisinde Bilge Kağan’ın it yılının 10. ayının 26. gününde, Köl Tigin’in ise koyun yılının 1. ayının 17. gününde dünyalarını değiştikleri bilgisi, takvimin tarihî kullanımını somut bir şekilde doğrulamaktadır.
Takvimin Türkiye’de unutulmasının nedenleri arasında; İslamiyet sonrası dönemde dinî ve idarî ihtiyaçları karşılayan yeni takvimlerin benimsenmesi ve modernleşme süreçleri içinde geçerliliğini yitirmesi sayılabilir. Ancak takvim tamamen yok olmamış, kültürel yaşamdan çekilerek tarih biliminin konusu haline gelmiştir. 12 Hayvanlı takvim, günümüzde Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Sibirya gibi bölgelerde, modern takvimlerin yanında varlığını sürdürmektedir. Çünkü göçebe, yarı göçebe, konargöçer yaşam tarzının devamlılığı, sözlü gelenekten beslenen ve ortak bellekle taşınan yaşam biçiminin zamansal uyumu, doğayla yapılan gizli anlaşmalar, tapınaklarda zamana karşı direnişi sağlamıştır. Hâlâ bu bölgelerde bir kişiye “hangi yılda doğdun?” sorusu yöneltildiğinde, çoğunlukla doğduğu yılın hayvan adıyla yanıtlanmaktadır.
Takvimin klasik sıralaması şu şekildedir: Sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, domuz. Bölgesel ve kültürel farklılıklara bağlı olarak hayvan adlarında değişiklik görünebilir: sıçan yerine fare; öküz yerine inek veya sığır; kaplan yerine pars ya da arslan; ejderha yerine balık, timsah; tavuk yerine horoz; köpek yerine it kullanıldığı gözlemlenmektedir. Yakutistan’da yaşayan Yakut/Saha Türklerinde ise mitolojik adlar dikkat çekicidir: Cöhögöy, Hotoy Ayıı, Bayanay, Bilge Haan, Odun Haan gibi.
Sıçan yılı ile başlayıp domuz yılı ile sona eren sistem, 12 yıllık döngülerden oluşmaktadır. 2026 yılı, at yılıdır. Türk mitolojik düşüncesinde at, kutsal bir varlık olarak kabul edilir. Anlatılara göre, tanrıların yeryüzü için yarattığı ilk canlı, at olarak düşünülür. At; gücün, dayanıklılığın, bağıms

















