Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
Lefkoşa
Gazimağusa
Girne
Güzelyurt
İskele
Pristina
USD47,57
%0.06
EURO54,77
%0.05
  1. Haberler
  2. Genel
  3. Altay Dağları’nda Doğa ve İnsan Hikayeleri

Altay Dağları’nda Doğa ve İnsan Hikayeleri

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ANKARA – BHA

Eğitimci ve Türkolog Hayat Aras, yazısında şu ifadeleri kaleme aldı:

”Havasını soluduğum, topraklarını adımladığım her coğrafyayı anlamlandırarak, tarihin yalın gerçekleriyle keşfetmeyi seçerim. Bilimin soğuk nesnelliğine teslim olmadan önce, o toprağın insanlarının ortak hafızasına kulak veririm; bilirim ki rasyonel olanın tohumu tam da orada saklıdır. Tozlu sayfaların peşinde koşmaktansa, tarihin bugünde bıraktığı o canlı izleri sürmek asıl gayemdir. Altay’da da bu yolu izledim; bulabildiğim her kısa aralıkta dağın taşlarının, akarsuyun ve doğal yaşamın hikâyelerini yerel insanlardan öğrenmeye çalıştım. Soracak kimseyi bulamadığım anlarda ise evrenin asıl sahiplerini, doğayı dinleme yolunu seçtim.

Bu içsel arayış içinde, Katun Irmağı’nın hırçın, turkuaz akışını izlerken Aya Gölü yakınlarındaki o dik tepeye doğru tırmandım. Yükseldikçe nehrin yatağı aşağıda ilmek ilmek açılıyor, karşı kıyıda tüm dinginliğiyle bir köy beliriyordu. Kafamı yukarı kaldırdığımda, Rusça Çörtov Palets (Чёртов Палец), yani “Şeytan Parmağı” adıyla bilinen bu kaya oluşumunun gizemi hemen çözülüverdi. Yerden göğe uzanan iri bir yapıyla, ucundaki dikey çıkıntısıyla yırtıcı bir tırnağı andıran silüeti, adının anlamını açıkça ortaya koyuyordu. Doğanın rüzgârla, soğuklarla ve nehrin antik taşkınlarıyla bir heykel gibi yonttuğu bu dik yapı, çevresindeki yumuşak taşların zamanla aşınıp yok olmasıyla ayakta kalan ve geçmişteki yeryüzü biçiminin son parçası olarak orada direnen zamansız bir tanık kayaydı.

Kendi topraklarımızdaki Kapadokya, Eskişehir Yazılıkaya ya da Hasankeyf çevresindeki aşınım kalıntılarıyla benzer kaderi paylaşan bu nesnel gerçeğe rağmen, çevrede fısıldanan söylencelere kulak verdim. En yaygın olanı, Altay topraklarını ele geçirmek isteyen karanlık dev Çerto ile genç savaşçı Kuyum’un karşı karşıya gelmesiyle ilgiliydi; amansız mücadelenin sonunda Kuyum’un asil atı Çerto’yu toprağa gömüyor ve canavarın dışarıda kalan son lanetli parmağı zamanla taşlaşarak bugünkü yapıya dönüşüyordu. Bir başka hikâye ise, bu dikliği, nehirlerin peşine düşen yeraltı hükümdarına bağlıyordu. Bu hikâyelerin ne kadar eskiye uzandığı kesin olarak bilinmediğinden, onları eski inançların doğrudan kalıntıları saymak yerine, kayanın çevresinde bugün bile yaşayan anlatılar olarak değerlendirmek en isabetli olandı.

Bu noktada, o patikada karşılaştığım yerli turistleri durdurup bu taşın Altaycasını sorduğumda aldığım o net “Yok” yanıtı, kulaklarımda uğuldayan rüzgârla birleşerek zihnimde sarsıcı bir aydınlanmaya yol açtı: Bu toprağın eski insanlarının ortak bilincinde bu tepeye ait aslında hiçbir kutsallık ya da özgün yer adı yoktu! Eski Altay inanç dünyasında tek tanrılı dinlerdeki gibi mutlak bir kötülük simgesi yer almazdı; yeraltı dünyasının karanlığı ve kaos dengesi diğer unsurlarla açıklanırdı. Bu yönüyle, yerlilerin

Altay Dağları’nda Doğa ve İnsan Hikayeleri
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Sivas SRT ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!