ANKARA – BHA
Eğitimci yazar Elif Şahin, “Yıldırımhan sonrası yeni denklem: İsrail-Türkiye rekabeti nereye gidiyor?” başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:
“YILDIRIMHAN sonrası yeni denklem: İsrail-Türkiye rekabeti nereye gidiyor?
Türkiye’nin stratejik füze kapasitesini geliştirmesi, Orta Doğu’daki güç dengelerini değiştirebilecek yeni bir dönemin kapısını aralıyor. SAHA 2026’da sergilenen YILDIRIMHAN füzesinin ortaya çıkışı, Ankara’nın yalnızca konvansiyonel savunma kapasitesini değil, stratejik caydırıcılığını da güçlendirmeye başladığını gösteriyor.
Ancak bu gelişme aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel rakipleri açısından yeni bir güvenlik hesabı anlamına geliyor. Özellikle İsrail’in Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki ilerlemesini yakından takip ettiği ve Ankara’nın bölgesel nüfuzunun artmasını kendi güvenlik doktrini açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirdiği görülüyor.
İsrail’in elindeki bilgiler ve stratejik rekabet
YILDIRIMHAN’ın teknik özelliklerine ilişkin bazı bilgilerin füzenin geliştirme sürecinden itibaren İsrail tarafından elde edildiği yönünde iddialar bulunuyor. Eğer bu iddialar doğrulanırsa, konu yalnızca bir istihbarat faaliyeti olarak değil, Türkiye’nin stratejik caydırıcılığını sınırlamaya yönelik daha geniş bir politikanın parçası olarak değerlendirilmelidir. Burada temel mesele füzenin kendisinden daha büyüktür.
Türkiye’nin uzun menzilli stratejik silah kapasitesine ulaşması, İsrail’in bölgedeki askerî üstünlük anlayışını doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. İsrail uzun yıllardır Orta Doğu’da gelişmiş hava kuvvetleri, füze savunma sistemleri, istihbarat kapasitesi ve stratejik silah kabiliyeti bakımından önemli bir üstünlüğe sahip. Türkiye’nin bu alandaki hızlı ilerlemesi ise bölgedeki askerî denklemin yeniden hesaplanmasını zorunlu kılıyor.
Ankara artık Tel Aviv için daha önemli bir aktör mü?
İsrail’in güvenlik politikası, uzun süre İran tehdidi üzerine şekillendi. Ancak bölgesel dengelerin değişmesiyle birlikte Türkiye’nin İsrail açısından önem taşıyan bir güvenlik faktörüne dönüşmesi ihtimali giderek daha fazla tartışılıyor.
Türkiye’nin Suriye’deki askerî ve siyasi ağırlığı, Şam yönetimiyle ilişkileri, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumu ve savunma sanayiindeki hızlı gelişimi Tel Aviv açısından Ankara’yı farklı bir kategoriye taşıyor.
Buradaki temel mesele, Türkiye’nin İsrail için “düşman” olarak tanımlanması değil, iki ülkenin bölgenin geleceğine ilişkin birbirinden oldukça farklı stratejik vizyonlara sahip olmasıdır.
Bu nedenle Ankara açısından asıl soru şudur:
Türkiye, İsrail’in bölgesel askerî üstünlüğünü korumaya yönelik politikalar karşısında yeterli stratejik caydırıcılığa sahip midir?
Suriye ve Kürt kartı
Türkiye-İsrail rekabetinin en hassas başlıklarından biri Suriye’dir. İsrail’in Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt unsurlarla ilişkileri de Ankara tarafından yakından takip ediliyor. İsrail açısından Kürt aktörlerle kurulabilecek ilişkiler, Suriye’de İran etkisini sınırlandırmanın ve bölgesel nüfuzunu artırmanın araçlarından biri olarak görülebilir.
Ankara açısından ise farklı bir tablo söz konusu.
Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve sınır hattında Türkiye’ye yönelik tehditlerin ortadan kaldırılmasını ulusal güvenliğinin temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyor. Bu nedenle Suriye’de kalıcı bir Kürt özerkliği oluşturulmasına yönelik herhangi bir dış desteğin Türkiye tarafından güvenlik tehdidi olarak algılanması kaçınılmazdır.
Dolayısıyla Suriye, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin gelecekte daha da yoğunlaşabileceği temel alanlardan biri hâline geliyor.

















