
ANKARA – Sivas SRT
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Başkan Yardımcısı ve Sismolog Dr. Süleyman Basa, “Olası Bir Depreme Hazır Mıyız?” başlıklı etkinliğin ikinci oturumunda, depremlerin dünyanın nabzı olduğu vurgusunu yaparak şunları belirtti:
“Depremler olmasa dünya ne güzel olurdu diye düşünenler olabilir. Depremler dünyanın nabzıdır. Bir gün dünyanın herhangi bir yerinde irili ufaklı hiçbir deprem olmazsa, dünyanın sonu gelmiş ve yeryüzünde yaşam bitmiş demektir.”
“Doğa olaylarını felakete çeviren insanoğludur”
Çünkü doğanın hareket eden insan gibi bir yaşantısı vardır. O yaşantıya insanoğlu uyum sağlamak zorundadır. Yani dünyaya ‘sen yaşama, biz yaşayalım’ diyemeyiz. O, insan oğlunun yaşamını devam ettirebilmek için depremler üreterek bizim yaşamamızı sağlıyor. Neden derseniz, önce deprem neden oluyor bir bakalım.
Dünyanın iç yapısını bilmeden depremleri ve fayı anlayamayız. Dünya’nın 6371 km yarıçaplı bir küre olduğunu ve değişik katmanlardan oluştuğunu ifade eden Dr. Basa, “Dünya’nın dış kısmında; ortalama karalarda yaklaşık 100 km, okyanuslarda ise 50 km kalınlığa sahip katı bir kabuk, bunun üstünde mantonun bir kesimini oluşturan katı ve kırılgan litosfer tabakaları mevcuttur. Onun altında oldukça akıcı bir astenosfer, manto, daha az viskoz olan sıvı bir dış çekirdek ve katı bir iç çekirdek olmak üzere katmanlıdır” dedi.
Dr. Basa, Türkiye’nin deprem kuşağı ülkesi olduğuna dair bilgiler verirken, “Türkiye, dünyanın en önemli deprem kuşaklarından olan Alp-Himalaya deprem kuşağında bulunmaktadır. Türkiye’nin üzerinde bulunduğu Anadolu Plakası; kuzeyde Avrasya Plakası, güneyde Afrika ve Arap Plakası, doğuda Doğu Anadolu Bloğu ve batıda Ege Bloğu tarafından çevrilmiştir. Bu tektonik konumu nedeniyle Türkiye topraklarının büyük kısmı deprem riski altındadır. Geçmişte birçok yıkıcı depremler yaşanmış olup, gelecekte de meydana gelebilecek depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrama riski ile her zaman yüzleşmeye hazır olmalıyız” şeklinde konuştu.
Sismologların depremlerden elde ettikleri verilerle oluşturdukları risk analizi sayesinde yeryüzünün her hangi bir noktasında oluşabilecek depremlerin büyüklüğünü, derinliğini, yıkım gücünü, süresini, yaklaşık atım miktarını ve zamansal aralığını bildiklerini ifade etti.
Dr. Basa, Türkiye’de 30 yılda bir yıkıcı depremin olma riskinin yüzde 90’ın üzerinde olduğunu belirterek, “Yurdumuzun yüzde 92’sinin deprem kuşağında olduğu, nüfusumuzun yüzde 95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve büyük sanayi merkezlerinin ile barajların yüzde 93’ünün etkin deprem bölgelerinde bulunduğu yadsınamaz bir gerçektir. Türkiye nüfusunun yüzde 70’den fazlası birinci ve ikinci derece deprem bölgesinde yaşamaktadır” dedi. Ayrıca, Türkiye’de bilinen toplam uzunluğu 23.356 km olan 1070 fay kesmesinin bulunduğunu ve bunlardan 485 civarının büyüklüğü 5.5 ve üzeri depremleri üretebilecek diri fay veya fay segmenti olduğunu söyledi.
Dr. Basa, “Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde 30 yıl içerisinde yıkıcı bir deprem olma olasılığı yüzde 90’ın üzerindedir. Yani 30 yaşındaki bir birey deprem felaketinden etkilenmediyse, doğru yerde, doğru zamanda ve doğru binada bulunuyordur

















