
ANKARA-BHA
Prof. Dr. Zakir Avşar, “Kamera bantlamalı, jammerlı açıklık, şeffaflık…” başlıklı yazısında bazı önemli konulara değindi:
“Demokratik yapının ve iyi yönetişim ilkelerinin temel taşları olan kavramlar birbirleriyle ilişkilidir ve biri olmadan diğeri de mümkün değildir. Siyasetçiler seçim dönemlerinde sıkça bu kavramlara atıfta bulunsa da, seçimlerden sonra kamuoyundan uzaklaşmaktadırlar…”
Özellikle sosyal demokrat adaylar tarafından seçim dönemlerinde sıkça dile getirilen bu kavramlar, yolsuzluk ve yozlaşma soruşturmaları nedeniyle ancak sonradan akla gelmektedir…
Açıklık, kamu kurumlarının ve yöneticilerin bilgi paylaşımı konusundaki istekliliklerini ve kamusal süreçleri gizlilikten uzak yönetmelerini ifade eder. Halkın, karar alma süreçleri, projeler, harcamalar ve politikalar hakkında bilgi sahibi olması bu kavramın kapsamındadır…
Gün Işığında Yönetim, kararların halkın önünde alınmasını ifade eden bir metafordur. Tüm idari işlemler, kararlar ve kamu kaynaklarının kullanımı halkın denetimine açık olmalıdır; meclis toplantılarının canlı yayınlanması, ihalelerin halka açık yapılması gibi…
Şeffaflık, kamu hizmetlerinde kullanılan bilgilerin erişilebilir, anlaşılabilir ve denetlenebilir olmasını ifade eder. Kurumlar, yaptıkları işlemleri ve kullanacakları kaynakları net biçimde açıklamalıdır; örneğin bir kamu ihalesinde kaç firmanın katıldığının ve neden kazanıldığı gibi bilgiler kamuya sunulmalıdır…
Hesap Verebilirlik, kamu yöneticilerinin eylem ve kararlarının sonuçları hakkında kamuoyuna ya da yasal mercilere hesap vermesi gerekliliğidir. Hatalı kararlar veya usulsüzlük durumunda sorumluların hesap vermesi beklenmelidir; örneğin bir skandal sonrasında belediye başkanının mecliste bilgi vermesi gibi…
Bu dört kavram bir araya geldiğinde, kamu yönetiminin halkın bilgisi ve denetimi ile açık, dürüst ve denetlenebilir bir biçimde yürütülmesi gerektiği anlayışı ortaya çıkar…
Peki, bu konulara niçin değiniyoruz? Çünkü son günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve bazı yerel yönetimlerde yolsuzluk ve yozlaşma iddiaları, özellikle Ekrem İmamoğlu etrafında artan soruşturmalar ile gündemden düşmüyor…
“Acil alım” başlığı altında milyonlarca liralık harcamaların yapıldığı, örneğin Muş’ta bir bakkaldan tatlı alınması ve Hakkari’de bir dükkandan börek satın alınması gibi meseleler soruşturmalar aracılığıyla ortaya çıkmıştır…
Pandemi döneminde yüzlerce konserin kamu kaynaklarıyla finanse edildiği, bu süreçte ödemelerin yapıldığı gibi konular da yeni yeni anlaşılmaktadır…
İş insanları ve müteahhitler, kamu görevlerinin gerçekleştirilmesi için kendilerinden talep edilen rüşvetlerin boyutlarını açıklamak için sıraya girmiş durumda…
Şu anki gündemde, İBB’nin yolsuzluk nedeniyle görevden alınan başkanının kameraların kapatılması ve sinyal kesici jammer cihazlarının kullanıldığı özel toplantılara dair iddialar da yer almakta… Partisinin bu durumu akıl almaz gerekçelerle savunması dikkat çekiyor…
Fakat bu durum mümkün mü? İki sebeple hayır. Birincisi, kamuya açık alanlarda güvenlik kameralarının kapatılması VIP (Çok Önemli Kişi) güvenliği gerekçesiyle olabilir, ama bu istisnai durum son derece sıkı protokollere tabi olmaktadır.
İkincisi, hukuki ve pratik çerçeveler mevcuttur. 5188 Sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve ilgili yönetmelikler, kamera kullanımını düzenler
















