
ANKARA-BHA
Prof. Dr. Zakir Avşar, “Yolsuzluğa karşı sıfır tolerans…” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Bir yandan yolsuzlukla mücadele sürerken, diğer yandan bu mücadeleyi yürütenlere karşı da bir direniş var. Bu durum, toplumsal huzur, güven, barış ve refah adına büyük bir çelişki yaratıyor. Yolsuzlukla mücadele konusunda taraf olması gerekenlerin, yolsuzluk yapanlarla ilişkileri olduğu için bu mücadeleyi reddettiği görülüyor; bu kişiler mücadele edenlere karşı cephe oluşturabiliyor.
Bunun yanı sıra, bazı kesimlerin garip bir söylem geliştirdiği dikkat çekiyor; yolsuzlukla mücadeleyi “siyasi operasyon” olarak adlandırıyor ve bu mücadelenin temsilcisi olan kurumları değersizleştirmeye yönelik ifadeler kullanıyorlar. Yolsuzlukla mücadelenin hayati bir öneme sahip olduğu gerektiği göz ardı edilemezken, bu tür ithamlar, yapılan suçları örtbas etme çabası olarak değerlendiriliyor. Gerçeklere, suçüstü görüntülere, delillere ve itiraflara rağmen, bazıları ‘dosyaların içi boş’ şeklinde ifadelerde bulunabiliyor.
Yolsuzluk, devletin ekonomik kaynaklarının kaybına neden olduğu gibi, kamu yönetiminde de ahlaki erozyona yol açarak toplumsal adaleti zayıflatmakta ve demokratik meşruiyeti tehdit etmektedir. Kamu kaynaklarının adil ve verimli kullanımı önünde büyük bir engel teşkil eden yolsuzluk, devlet-toplum ilişkilerinde güven bunalımına sebep olmakta ve toplumsal ayrışmayı derinleştirmektedir.
Küreselleşen dünyada, uluslararası rekabet gücü, sadece ekonomik büyüklüklerle değil; aynı zamanda kurumsal şeffaflık, hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğü gibi normlarla da ölçülmektedir. Bu bağlamda yolsuzlukla mücadele, etik bir tercih olmanın ötesinde, sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal refah için stratejik bir gereklilik haline gelmektedir.
Yolsuzlukla mücadele, siyasi partilerin hem iktidar hem de muhalefet olarak sorumluluk taşıdığı bir konudur. Siyasi partilerin bu süreçte etkin rol alması, demokrasinin sağlıklı işlemesi ve siyasetin meşruiyeti açısından büyük önem taşımaktadır.
Siyasi partilerin, kamu kaynaklarını yönetip toplumsal kararlar alması sebebiyle, toplumsal güvenin ve hesap verebilirliğin sağlayıcıları olmaları gerekmektedir. Yolsuzlukla mücadelede, partilerin kendi içindeki etik kurulları güçlendirmeleri ve şeffaflık ilkesini benimsemeleri şarttır. Ayrıca, yolsuzluk iddialarını parti içi çekişmelerin aracına dönüştürmeden araştırabilecek cesareti göstermeleri gereklidir.
Sivil toplum kuruluşları da bu süreçte önemli bir rol oynamakta; yolsuzlukla mücadelede kamu denetimini destekleyici bir unsur olarak kritik işlevler üstlenmektedir. Medya, akademik çevreler ve sivil toplum katılımı olmadan, yolsuzlukla mücadelenin toplumsal sahiplenmesi mümkün değildir. Bu nedenle yolsuzlukla mücadele süreçlerinin sivil izleme komisyonları ve şeffaf raporlama yöntemleriyle desteklenmesi, kamusal denetim açısından büyük bir katkı sağlayacaktır.”
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…

















