
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri O’Flaherty, “Dışsallaştırılmış İltica ve Göç Politikaları ve İnsan Hakları Hukuku” adını taşıyan bir rapor yayımladı.
Raporda, Avrupa ülkelerinin düzensiz göçmenleri üçüncü ülkelere göndermek amacıyla yasal bir zemin oluşturmaya çalıştığı bir dönemde, bu tür politikaların insan hakları ihlallerine yol açabileceği uyarısında bulunuldu.
Hak ihlallerinin engellenmesi amacıyla dışsallaştırma politikaları devreye girmeden önce kapsamlı bir insan hakları risk değerlendirmesi yapılmasının önerildiği raporda, ülkeler arası anlaşmalara yeterli insan hakları güvencesi sağlanmasının ön koşul olarak kabul edilmesi gerektiği vurgulandı.
“GÖÇ KONUSUNDA YAPILAN İŞBİRLİKLERİNİN İNSAN HAKLARINI RİSKE ATMADAN UYGULANMASI GEREKİYOR”
Raporda, olası hak ihlallerinin etkin bir şekilde soruşturulması için şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
O’Flaherty, raporla ilgili değerlendirmesinde, “İltica ve göç konularında dış işbirliğinin, insan haklarını riske atmamak amacıyla büyük bir özenle tasarlanması ve uygulanması gerekiyor. Bu alanda dışsallaştırma politikaları geliştiren hükümetler, bu politikaların potansiyel olumsuz etkilerini dikkatle değerlendirmelidir.” şeklinde ifade etti.
RUANDA PLANI
İngiltere, 2022 yılında ülkeye yasadışı yollarla girip sığınma talep eden kişileri Ruanda’ya göndermeyi planladığını açıklamış; İtalya ise 2023 yılında Arnavutluk ile düzensiz göçmenlerin geri gönderilmesi konusunda bir anlaşma imzalamıştı.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, göçmenlerin geri gönderilmesine yönelik stratejisini 11 Mart 2024 tarihinde Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda sunmuştu.
İtalya ile Arnavutluk arasında yapılan geri gönderme anlaşmasını örnek gösteren von der Leyen, üçüncü ülkelerde kurulacak tesisler gibi yenilikçi yaklaşımların uygulanacağını duyurmuştu.
Von der Leyen’in, iltica hakkı ve ilgili güvencelerin ihlali, keyfi gözaltı ve kişisel özgürlüklerin kısıtlanması gibi riskler taşıdığı gerekçesiyle bazı AB liderleri ve uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından eleştirilen “Ruanda planı” benzeri önerisinin geniş destek bulması dikkat çekmişti.

















