
Kadınların en büyük korkularından biri olan meme kanserinde erken teşhis, hayat kurtarıcı bir öneme sahip.
Meme kanseri ile ilgili son gelişmeler, tedavi süreçlerini daha konforlu hale getirebilecek nitelikte.
İngiltere’deki University College London (UCL) tarafından yürütülen araştırmada, “Prosigna” adlı gen testi kullanılarak, tümörlerdeki 50 genin aktivitesi inceleniyor ve hastalığın nüks riski hesaplanıyor.
Bu sayede, hangi hastaların kemoterapiye gerçekten ihtiyaç duyduğu daha net bir şekilde belirlenebiliyor.
KATILIMCILARIN ÜÇTE İKİSİ KEMOTERAPİ GEREKTİRMEDİ
Araştırma sonuçları, düşük risk grubundaki hastaların üçte ikisinden fazlasının kemoterapiye ihtiyaç duymadan yalnızca hormon tedavisi ile başarılı bir tedavi süreci geçirdiğini gösteriyor. Bu grup için 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 93,7 olarak belirlendi ve kemoterapi alan hastalarla benzer sonuçlar elde edildi.
Çalışma, gereksiz kemoterapi uygulamalarının önlenmesi ile birlikte, hastaların saç dökülmesi, yorgunluk ve bağışıklık sisteminin baskılanması gibi ciddi yan etkilerden korunabileceğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu gelişmeyi kişiselleştirilmiş kanser tedavisinde önemli bir adım olarak değerlendiriyor.
PROSİGNA GEN TESTİ
Prosigna gen testi, hastalardan alınan tümör dokusundaki belirli 50 genin aktivitesini analiz ederek kanserin moleküler alt tipini belirliyor ve kemoterapinin gerekli olup olmadığını tespit etmek için hastalığın tekrarlama risk puanını hesaplıyor.
Bu çalışma, birçok hastanın kemoterapinin fiziksel ve duygusal yükünden, ayrıca muhtemel uzun vadeli yan etkilerinden korunmasına olanak tanıyacak.

















